Rahmet Peygamberi’nin Kadınlara Muâmelesi
Câhiliye devrinde kadınlar, hanımlık haysiyetini rencide edici bir muâmele görüyorlardı. Fâhişe olurlar endişesiyle ve açlık korkusuyla kız çocukları merhametsizce diri diri toprağa gömülüyordu. Taşlaşmış vicdanlarla, büyük bir cehâlet eseri olarak bir musîbetten korunmak için daha kötü bir cinâyet işleniyordu. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de onların hâllerini şu şekilde tasvîr eder:
“Onların birine kız (çocuğu) müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir!” (en-Nahl, 58)
Câriyeler, onur kırıcı biçimde bir eğlence âleti gibi görülerek aşağılanıyordu.
Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu:
“…Kadınlarla iyi geçinin, onlara güzel muâmele edin!..” (en-Nisâ, 19)
Allah ve Rasûlü’nün emirleriyle hanımlara âit bir hukuk tesis edildi. Kadın, toplumda iffet ve fazîlet timsâli oldu. Annelik müessesesi, şeref buldu. “Cennet (sâliha) annelerin ayakları altındadır!”[75]
hadîs-i şerîfi ile de kadın, lâyık olduğu değere iltifât-ı Peygamberî sâyesinde kavuştu.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kadınlara olan nezâketine dâir şu misâl ne güzeldir:
Bir seyahatte Enceşe adlı bir köle, şarkı söyleyerek develeri hızlandırıyordu.[76] Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, hızlanan develer üstündeki hanımların zayıf vücutlarının incinebileceği ihtimâlini, zarif teşbîh ile ifâde ederek:
“–Yâ Enceşe! Dikkat et, camlar kırılmasın!” buyurdular. (Buhârî, Edeb, 95; Ahmed, III, 117)
Nitekim Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- diğer bir hadîs-i şerîflerinde de:
“Bana dünyânızdan, kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz da gözümün nûru kılındı.” buyurmuşlardır.[77] (Nesâî, İşretü’n-Nisâ, 10; Ahmed, III, 128, 199)
Kadın ve güzel koku, dünyâ hayâtının mühim nîmetlerindendir. Kadının Allah Rasûlü’ne sevdirilmesi, gaflet nazarıyla değerlendirilmemelidir.[78] Bilmeli ki bu sevgi, Cenâb-ı Hakk’ın fıtrata koyduğu ve ancak aşk-ı ilâhîye vesîle olacak bir muhabbet basamağıdır. Dolayısıyla aslâ kadına karşı süflî bir düşkünlük değil, aksine onlara hak ettikleri ulvî değeri vermektir.
İnsanlık tarihinde kadın, ancak İslâm’ın ulvî iklîminde en yüce mevkiine nâil olmuştur. İslâm’ın dışında kadına değer verdiklerini iddiâ eden bütün sistemler, ona sadece vitrin malzemesi olarak kıymet vermekte, arka plânda ise kadını ancak ekonomik ve nefsânî bir metâ olarak kullanıp ezmekte ve tüketmektedir.
Âyet-i kerîmede buyrulur:
“İçinizden, kendileriyle huzûra kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.” (er-Rûm, 21)
Yâni birbirine sevgi ve merhametle yaklaşıp huzur kaynağı olan, birbirini hayırda destekleyen eşler, mes’ûd bir âilenin teşekkülünde, böyle mes’ûd âileler de sağlam ve huzurlu bir toplumun oluşmasında en mühim vazîfeyi icrâ etmiş olurlar.
Kadın ve erkek, ilk yaratıldığı andan itibâren birbirini tamamlayan iki engin âlemdir. Ancak bu tamamlamada kadına Hak tarafından daha tesirli bir rol verilmiştir. Öyle ki, toplumları berbat eden de, âbâd eden de kadındır. Bu itibarla İslâm nazarında toplumu âbâd eden kadını yetiştirmek, çok büyük bir ideal olmuştur.
Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:
“Her kim üç kız çocuğunu veya kız kardeşlerini himâye edip büyütür, güzelce terbiye eder, evlendirir ve onlara lutuf ve iyiliklerini devâm ettirirse, o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 120-121/5147; Tirmizî, Birr, 13/1912; Ahmed, III, 97)
Bir başka hadîs-i şerîfte de Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyâmet günü o kimseyle ben, şöyle yanyana bulunacağız.” buyurmuş ve parmaklarını bitiştirmiştir. (Müslim, Birr, 149; Tirmizî, Birr, 13/1914)
Sonra da sâliha kadının değerini şöyle vurgulamıştır:
“Dünyâ geçici bir faydadan ibârettir. Onun fayda sağlayan en hayırlı varlığı; dindar, sâliha bir kadındır.” (Müslim, Radâ, 64; Nesâî, Nikâh, 15; İbn-i Mâce, Nikâh, 5)
Umûmiyetle büyük insanların arkasında dâimâ sâliha bir kadın vardır. Meselâ Hazret-i Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ilk tebliğinde kendisine ilk ve en büyük destek, Hazret-i Hatice vâlidemiz olmuş ve Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, onu ömür boyu unutamamıştır. Kezâ Hazret-i Ali’nin muvaffakıyetlerinde de Hazret-i Fâtıma annemizin rolü büyüktür.
Dünyâ hayâtının huzur ve saâdet içinde geçmesinde sâliha kadının ehemmiyeti âşikârdır: Malı muhâfaza eder, evi tanzîm eder, nesli ve nâmusu korur, âileyi rûhânî neş’elerle doldurur.
Yuvaların saâdet iklîmi, annenin tebessümü ile başlar. Yavruların her türlü sıkıntıları, onların şefkatli nazarları ile zâil olur. Evlâtlara hayat ve saâdet nağmeleri aksettirecek, ana kalbinden daha ince, daha derin ve daha duygulu bir mekân var mıdır?..
Analar, Hak Teâlâ’nın ilâhî merhametinden en fazla nasîb almış varlıklardır. Hanımların saâdet saltanatı, fazîletli birer anne olmaları ile başlamaktadır.
Hâl böyleyken kadını sadece bir zevk vâsıtası görmek, onu nefsânî arzu ve heveslerin metâı olarak telâkkî etmek ve onun sadece cismânî özelliğiyle alâkadar olmak, büyük bir sefâlettir. Allâh’ın kadına verdiği yüksek husûsiyetlere karşı körlük ve kadının mânevî şahsiyetine karşı nankörlüktür.
Bugün kadının, tüketim dünyâsında deşifre edilerek bir reklâm aracı olarak istismâr edilmesi, onun haysiyeti bakımından ne kadar acı ve onur kırıcı bir durumdur.
Oysa kadın, toplumun gerçek mimarı olarak görülmelidir. O; sâlihler, Fâtihler ve cengâverler yetiştiren bir semâvî kucak olmalıdır. Bizleri bir müddet karnında, sonra kollarında, ölünceye kadar da kalplerinde taşıyan annelere sevgi ve saygı husûsunda onlara denk olacak başka bir varlık yaratılmamıştır. Kendisini âilesine hasr ve hîbe eden vefâkâr anne; engin bir sevgiye, derin bir saygıya, ömürlük bir teşekküre lâyıktır.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kadınlarla ilgili bir hadîs-i şerîfte:
“Sizin en hayırlınız, âilelerine en güzel muâmelede bulunanınızdır!..” buyurmuştur. (İbn-i Mâce, Nikâh, 50; Dârimî, Nikâh, 55)
Diğer bâzı hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuşlardır:
“Kişinin, nefsine, âilesine, çocuğuna ve hizmetçisine yapmış olduğu harcamalar, sadakadır..” (İbn-i Mâce, Ticârât, 1)
“Bir kişi Allâh’ın rızâsını umarak âilesinin geçimini sağlarsa, harcadıkları onun için birer sadaka olur.” (Buhârî, Îmân 41, Megâzî 12, Nefekât 1; Müslim, Zekât 49)
O, bu hadîs-i şerîflerle, sağlıklı âilelerin, ancak muhabbet temeli üzerinde kurulabileceğini de ifâde buyurmuştur.
Yine Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- hanımlar husûsunda sahâbîlerine nasihatte bulunur ve onlara karşı muhabbeti zedeleyecek davranışlardan uzak durmalarını tembihlerdi. Nitekim muhtelif zamanlarda şöyle buyurmuşlardır:
“Kadınları dövmeyiniz!.. Kadınlarını döven kimseler, sizin hayırlınız değildir.” (Ebû Dâvûd, Nikâh, 42; İbn-i Mâce, Nikâh, 51)
“Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ, 61)
Hazret-i Âişe vâlidemizin ifâdesiyle, kendisi de hayâtı boyunca hiçbir hanımına el kaldırmamış ve hiç kimseye eliyle vurmamıştır. (İbn-i Mâce, Nikâh, 51)
Bir sahâbî:
“–Yâ Rasûlallâh! Kadınlarımızın bizim üzerimizdeki hakkı nedir?” diye sorduğunda, şöyle buyurmuştur:
“–Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, (yaptıkları hatâlar karşısında onların haysiyetini rencide etmemek için) yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin (sîmâ ve edep bakımından) çirkin olduğunu söylememek…” (Ebû Dâvûd, Radâ, 41; İbn-i Mâce, Nikâh, 3)
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bu ifâdelerinde ne büyük bir nezâket, zarâfet ve hassâsiyet görülmektedir. Kadınlara İslâm’ın lutfettiği hakları ve insânî değeri verebilen başka bir sistem mevcut mudur?!.
