Rahmet Peygamberi’nde Samîmiyet, Doğruluk ve Dürüstlük
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, günâhı, sevâbı, emir ve nehiyleri bilmeyen insanların hâline çok üzülürdü. Kapı kapı dolaşıp Allâh’ın dînini teblîğ ederken, bâzen de kapılar yüzüne kapatılırdı. Ancak O, kendilerine yapılan bu kaba hareketlere değil, onların gaflet ve cehâletine müteessir olurdu.
Bu gibi insanlara:
“Buna mukâbil sizden bir ücret istemiyorum!..”[51] buyurarak, sırf Allah rızâsı için tebliğde bulunduğunu bildirirdi.
Doğruluk ve dürüstlükte de hiç kimse Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kâ’bına erişemez. Kendisi yetim idi. Amcası Ebû Tâlib’in yanında ticârete başlamıştı. Dürüstlük ve alışverişteki adâleti ile herkes tarafından tanınmış, saygınlık ve îtibar kazanarak “el-Emîn” sıfatını almıştı. O’nu, fakir, zengin herkes “emîn” sıfatı ile anardı.
Mekke’nin şerefli kadını olan Hazret-i Hatice -radıyallâhu anhâ-, O’nun dürüstlüğüne hayran kalmış, kendisine evlenme teklîfinde bulunmuştu. İzdivaçtan sonra da Hatice vâlidemiz, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in hayâtı boyunca en büyük desteği olmuştu. Nitekim ilk vahyin gelişinde büyük bir hayret içinde olan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kuvve-i mâneviyyesini takviye etmiş, tehlikeli anlarında da O’nu tesellî etmiştir.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, tertemiz bir hayat sürmüştür. Peygamberliğini nefsânî sebeplerle kabûl etmeyenler dahî, vicdânen O’nu tasdîk etmeye mecbûr kalmışlardır.
İslâm’ın doğuşundan bugüne kadar, yani 1400 küsûr seneden beri, O’nun dürüstlüğünü vicdânen kabûl etmeyen hiçbir kimse yoktur. İslâm düşmanı yahudîler dahî kendi aralarında ihtilâfa düştükleri zaman O’na gelirlerdi. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de onların ihtilâflarını çözerdi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yahudî ve hristiyanlara karşı da son derece âdil davranırdı.
Adâlet husûsunda Hazret-i Ali’ye:
“Sana iki hasım geldiğinde her iki tarafı dinlemeden karar verme! Doğru kararı ancak her iki tarafı dinledikten sonra verebilirsin!” tavsiyesinde bulunmuşlardı. (Ahmed, I, 90)
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Mekke’den hicret edeceği zaman, üzerindeki ziynet ve mücevherat gibi bütün emânetleri hak sahiplerine iâde etmek için Hazret-i Ali’ye teslim ederek O’nu kendisine vekil tâyin etmişti. Düşmanları bile, O’nun dürüstlüğüne hayran kalmışlardı.[52]
