İÇİNDEKİLER
ARAMA:

Vedâ Haccı

En nihâyet Vedâ Haccı’nda dînin tamamlanıp kemâle erdiği bildirildi. Bu aynı zamanda, âlemlere rahmet olarak gönderilen O yüce varlığın, vazîfesini tamamlamış ve Rabbine dönme zamanının gelmiş bulunduğunu da zımnen ifâde ediyordu. Varlık Nûru, sahâbesinden dîni teblîğ ettiğine dâir:

“Ashâbım! Tebliğ ettim mi?..

Tebliğ ettim mi?..

Tebliğ ettim mi?..”

diyerek üç defâ tasdîk aldı. Sonra ellerini semâya kaldırarak Cenâb-ı Hak’tan şehâdet diledi:

“Şâhid ol yâ Rab!..

Şâhid ol yâ Rab!..

Şâhid ol yâ Rab!..”

Böylece yirmi üç senede gelen mukaddes emânet, kıyâmete kadar gelecek bütün ümmete ebedî bir rahmet olarak tevdî edilmiş oldu.

*

Daha önce eline kılıç almamış, askerî tâlim görmemiş, ancak bir defâ seyirci olarak savaşa katılmış olan bu yüce Peygamber, bütün insanlığı ihâta eden engin merhametine rağmen, ictimâî sulh ve tevhîd mücâdelesi uğruna mecbûren en çetin savaşlardan bile geri kalmayan bir kumandan oldu. Dokuz yıl içinde, çoğu zaman düşmana karşı az olan askerî gücü ile bütün Arabistan’ı fethetti. Devrinin başıbozuk, disiplinsiz insanlarına aşıladığı rûhânî güç ve verdiği askerî eğitim ile fütûhatta mûcizevî bir başarı elde etti. O derecede ki, ardından gelenler, zamanın en heybetli ve güçlü iki devleti olan Rum ve Pers imparatorluklarını hezîmete uğrattılar. Böylece, O’nun çok önceden Hendek’te verdiği müjde ve vaad gerçekleşmiş oldu.

Bütün menfî şartlara rağmen insanlık târihinin en büyük inkılâbını gerçekleştirmiş olan Allah Rasûlü

-sallâllâhu aleyhi ve sellem-, zâlimleri sindirdi, mazlumların gözyaşlarını dindirdi. Yetimlerin saçlarına O’nun mübârek elleri tarak oldu. O’nun şifâ ve tesellî menbaı varlığıyla gönüller gam ve kederden kurtuldu.

Merhum Mehmed Âkif, bu manzarayı ne güzel ifâde eder:

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,

Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada[18] insanlığı kurtardı o Mâsûm,

Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!

Aczin ki ezilmekti bütün hakkı, dirildi;

Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!

Âlemlere rahmetti, evet, şer’-i mübîni,

Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi..

Dünyâ neye sâhipse, O’nun vergisidir hep;

Medyûn O’na cem’iyyeti, medyûn O’na ferdi.

Medyûndur o Mâsûm’a bütün bir beşeriyyet…

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret!..

Şâyet bütün fazîletleri kendisinde cem eden Hazret-i Peygamber

-sallâllâhu aleyhi ve sellem- dünyâyı teşrîf etmeseydi, insanlar, kıyâmete kadar zulüm ve vahşet içinde kalır, güçsüzler güçlülerin esîri olurdu. Muvâzene şer lehine bozulurdu. Dünyâ, zâlimlere ve güçlülere âit olurdu. Şâir bu hâli ne güzel dile getirmiştir:

Yâ Rasûlallâh, eğer Sen, gelmeseydin âleme,

Güller açmaz, bülbül ötmez, meçhûl esmâ Âdem’e[19]

Varlığın mânâsı kalmaz gark olurdu mâteme!..

*