İÇİNDEKİLER
ARAMA:

10. Genetik

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Rabbin, Âdemoğullarından, onların sulblerinden (bellerinden) zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhit tutarak: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (demişti). «Evet, buna şâhidiz.» dediler. Kıyâmet günü, biz bundan habersizdik demeyesiniz!” (el-A’râf, 172)

Bu âyet, insan genlerinin özelliğine dikkat çekmektedir. Nitekim bugünkü ilim, genlerin, yâni insanın bütün hayâtını içine alan bir kataloğu durumunda olan ırsiyeti nakleden hücrelerin, âdeta bir kayıt defteri durumunda olduğunu ve insanlar daha sulblerde hücreler hâlinde iken onların bütün husûsiyetlerinin o genlerde fihristlendiğini (DNA’yı) bildirmektedir. Üstelik üç milyar insanın kaydını muhâfaza eden ve onların bütün husûsiyetlerini ihtivâ eden genlerin, hacim itibâriyle bir santimetre küpü geçmediğini, yani bir dikiş yüksüğü kadar küçük bir yere sığdığını ifâde etmektedir.

Böyle bir ilmî gerçeğe, yâni âdeta mûcizevî bir bilgisayar olan DNA’ya, bundan on dört asır önce ümmî bir insanın kendiliğinden işâret edebilmesini hangi idrâk kabûl edebilir?